Gaziantep'in kadim lezzetini bugüne taşıyan bir ailenin 15 yıllık serüveni.
Saraylı Künefe'nin hikayesi, 1986 yılında Gaziantep'in tarihi çarşısında kurulan küçük bir dükkânla başlar. Kurucumuz Usta Yusuf Bey, dedesinden öğrendiği geleneksel tarifi yaşatmak için bu yola çıktı.
Yıllar içinde isim yaptı, müdavimler oluştu. Bugün üçüncü nesil olarak aynı taş fırını, aynı peyniri, aynı şurubu kullanıyoruz. Değişen tek şey: daha geniş bir ailede daha fazla insana ulaşabilmek.
Bizi Ziyaret EdinHer kararımızın arkasında yatan temel ilkeler.
Kadayıf her sabah çekilir, peynir günlük gelir, şerbet o gün kaynar. Tezgâhımızda dünden kalan künefe yoktur.
Tarif dededen toruna değişmeden geçti. Künefe yine elde inceltilen kadayıfla, yine taş fırında, yine sabırla pişer.
Kullandığımız her malzemenin nereden geldiğini biliriz. Sorulduğunda da açık açık söyleriz; saklayacak bir şeyimiz yok.
Peyniri, fıstığı ve sütü bölge üreticisinden alırız. Kazanan da, kazandıran da hep aynı topraklar olsun isteriz.
Orta Doğu’dan Anadolu’ya uzanan, ateşle ve ustalıkla şekillenen bir lezzet yolculuğu.
Künefenin kökleri, şerbetli hamur tatlılarının geliştiği Orta Doğu mutfak kültürüne uzanır. Adı ve hazırlanış biçimi yüzyıllar boyunca bölgeden bölgeye değişmiştir.
Orta Çağ Arap yemek yazmalarında “kunāfa” adıyla anılan ince hamurlu tatlı tarifleri görülür. Bu tarifler, günümüzdeki künefenin tarihsel akrabaları kabul edilir.
Kadayıfçılık geleneği Anadolu ve Levant şehirlerinde gelişti. Tel kadayıf; şerbet, yağ, kuruyemiş ve zamanla peynirle birleşerek farklı yöresel biçimler kazandı.
Peynirli künefe özellikle Antakya ve çevresinde güçlü bir ustalık geleneğine dönüştü. Tuzsuz taze peynir, tel kadayıf ve şerbet bugün bilinen lezzetin temelini oluşturdu.
Antakya Künefesi, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından 101 tescil numarasıyla mahreç işareti olarak koruma altına alındı.
Künefe; çıtır kadayıfı, uzayan peyniri ve sıcak şerbetiyle yaşayan bir sofra geleneği olmayı sürdürüyor. Gaziantep’te Antep fıstığıyla buluşarak zenginleşiyor.